Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘yoga tarihi’

Amerika’da ilk Yoga Bahsi

emersonYoga Dergisi için bir yazı yazarken, Stefanie Syman’ın The Subtle Body: The Story of Yoga in America kitabına denk geldim. İlginç bir bilgi veriyor. Şimdiye kadar Amerika kıtasında ilk yoga bahsinin 1893’te Dinler Konferansı’na katılan Vivekananda tarafından edildiğini bilirdim. Oysa Syman’a göre bu tarih daha eski; 1857.

1857’de The Atlantic Monthly isminde bir edebiyat, sanat ve politika dergisi çıkıyor. Dergiyi çıkaran da Francis H. Underwood isminde bir editör. (House of Cards izleyenler bu ismi yakınen bilir.) Derginin ilk sayısında “Brahma” isimli bir şiir yayınlanıyor. Şari ve filozof Ralph Waldo Emerson tarafından yazılan şiir “Gölge ve gün ışığı birdir”, “Şüphelenilen de şüphe duyan da benim”, “Utanç da ün de bendedir”, gibi non-duality (advaita, ikilik olmayan bütünlük) temalarını işler. Sanskrit metinlerin henüz yaygınlaşmadığı, yogaya ait bir bilginin ulaşmamış olduğu bir dönemdir ve işin ilginci, Emerson’ın da konuyla pek ilgisi yoktur.

Yayınlanmasının ardından New York Times şiiri kötüleyen bir makale yazar ve tartışma kopar. Brahman’ın kim olduğu, antik Hint metinleri, Hinduizm tartışmaları alır yürür. Böylece “yoga” Amerika kıtasında konuşulmaya başlanır.

Stefanie Syman’a göre bu durum, esamesi okunmazken ve hiç böyle bir niyet yokken ARPANET yaratıcılarının “yanlışlıkla” internetin temelini atmaları gibidir.

Amerika’da yoganın biraz daha ön yargısız ve ciddiye alınır şekilde konuşulması için yaklaşık 40 yıl daha geçmesi gerekecektir.

1893’teki olaya bahseden bir makale için: Yoganın Antropolojisi

 

Read Full Post »

Prof%20T%20Krishnamacharya3Sri Tirumalai Krishnamacharya, dünyada oldukça yaygın olarak uygulanan yoga türlerinin geliştiricisi, hatta icat edenidir. Yoganın batıya taşınmasında önemli rolü olan Indra Devi, Asthanga Yoga’yı dünyaya yayan Sri Pathabi Jois, asanayı hizaya getiren Iyengar , yoga terapi ve kişiye özel viniyoga’yı geliştiren  T.K.V. Desikachar, Krishnamacharya’nın öğrencileridir.

Yoganın reformistlerinden olan Krishnamacharya’nın hayatına dair fazla döküman yok, ne bir hatıra defteri, ne fazla fotoğraf. Öretmenliğinin ilk yarısında sert, haşinken, hayatının son yıllarında son derece neşeli, yumuşak başlı ve her şeyle dalga geçen bir adam olduğu anlatılıyor.

Krishnamacharya 1888’de, İngiliz yönetimindeki Hindistan’da doğuyor. Bu dönemde yoganın esamesi okunmuyor, İngiliz yönetimiyle iyice karanlığa gömülmüş. Beş yaşındayken, babası tarafından yoga ile tanıştırılan Krishnamacharya, Nathamuni isimli bir gurunun soyundan geliyor. Gençliğinde yoga, Sanskritçe, mantık, matematik, hukuk çalışıyor ve 16 yaşında Nathumi’nin tapınağına gidiyor ve hayatta olmayan Nathamuni ile saatlerce  eski bir metin olan Yogarahasya (Yoga’nın Özü) üzerine konuşuyorlar. Krishnamacharya öğretisinin temellerinin dayandığı metinlerden biri bu.

Yoga ve asanaları çalışmaya devam eden genç Krishnamacharya, Brahmachari isimli bir guru ile karşılaşıyor ve onunla yedi sene, Patanjali’nin Yoga Sutra’larını, asana, pranayama ve terapötik yoga çalışıyor. Daha sonra Yoga Sutra’ların asıl yoga metni olduğunu ve hayat boyu çalışılması gerektiğini söyleyecektir.

Yoga o zamanlar (1920’ler) popüler olmadığı için, Krishnamacharya yoksulluk içinde yaşamaya başlar. Evlenir, bir yandan bir kahve plantasyonunda çalışıp, bir yandan ders verir. Bu dönemde yogaya ilgi, yoga bedeninin girdiği değişik şekillerin sergilendiği ve dişlerle ağır objelerin kaldırıldığı ilginç demonstrasyonlarla artıyor. Bu, Krishnamacharya’nın da aklına yatar. İlginin artması için o da gezip gösteriler yapar.

1931’de şansı döner ve Mysore’daki Sanskrit Okulu’nda çalışmaya başlar. Burada hem iyi maaş almakta, hem de tüm zamanını yogaya vermektedir.

Mysore’un yönetici ailesinin dikkatini çeker ve Maharaja’nın (kral) rahatsızlıklarını gidermesi üzerine, sarayın bir salonunu yoga okulu (şala) haline getirmesi teklif edilir. Bu dönemde Krishnamacharya Asthanga Yoga’yı, yani hareketlerin seri halinde birbirini takip ettiği vinyasa yogayı geliştirir. Patabhi Jois’in hiç değiştirmeden taşıdığı ve bugün de uygulanan, başlangıç, orta ve ileri olmak üzere üç temel seri geliştirir.Krishnamacharya_T-1e703

Krishnamacharya’nın öğrencileri genç erkeklerden oluşmaktadır. Bireysel ve grup dersleri verir ama kadın öğrenci kabul etmez. Ta ki Mysore hanedanının yakın dostu Rus bir kadın olan Indra Devi kapısını çalana kadar. Devi önce reddedilir ama o kadar ısrar eder ki, Krishnamacharya bir kadına, hem de yabancı bir kadına yoga öğretmeye ikna olur. Başlangıçta günün garip saatlerinde ders vermekte ve oldukça zor bir diyet yaptırmaktadır. Indra Devi her zorluğu aşar ve gurunun zamanla çok yakın dostu da olur. Devi, bu dönemde aldığı ders notlarıyla 1953’te bir best-seller yazacaktır (Forever Young, Forever Healthy). Çin ve Sovyetler Birliği’ne yogayı taşıyan Devi 1947’de Amerika’ya taşınır ve Elizabeth Arden, Marilyn Monroe, Greta Garbo gibi ünlülere yoga öğretmeye başlar. Zamanla Asthanga Yoga akışını kendi yumuşak yöntemine çevirir.

Iyengar da bu dönemde Krishnamacharya’nın öğrencisi olur Çok parlak bir öğrenci değilken, bir gün, verilecek derste hareketleri gösterecek öğrenci ortadan yok olunca iş Iyengar’a kalır. Hocasını şaşırtacak derecede başarılı olan Iyengar ile hocası özel olarak ilgilenmeye başlar.

1947’de Hindistan bağımsızlığını kazanıp hanedanlıklar yok olunca Krishnamacharya’nın okulu da kapanır. Vivekananda Üniversitesi’nde çalışmaya başlar. Bedene özel yoga uygulama yöntemleri geliştirir. Her hareket, değişik beden türlerine göre modifiye edilebilir… Krishnamacharya yoga ile değişik hastalıkları da tedavi edince adı şifacıya çıkar. Bugün Viniyoga diye bilinen, kişiye özel yoga terapi, oğlu T.K.V. Desikachar tarafından öğretilmektedir.

1989’da ölmeden önceki son yıllarında asanalar kadar ruhsal öğretilere de önem veren Krishnamacharya öğretisini kadim yoga metinlerinden derleyerek geliştirmiş, öğrencilerini de yoganın evrimine katkıda bulunmaları için cesaretlendirmiştir. Krishnamacharya, 1989’da, 101 yaşında ölür.

Öğrencileri ise bu geleneği devam ettirerek kendi öğrencilerinin gelişimlerini desteklemişlerdir. Bugün kendi okullarını geliştirmiş, ülkemizde de pek çok yoga hocasının özgeçmişinde adı geçen, çoğu Amerika’lı isim, işte bu gelenekten, Krishnamacharya akımından gelmektedir. Aşağıdaki resimde tamamı görünmeyen bu isimler, Krishnamacharya akımıyla yetişmiş ve yogayı günümüze uyarlamış kişilerdir. (Aşağıdakilerin yanı sıra Tias Little, Scott Blossom, Chris Chavez, Richard Freeman ismi geçmesi gereken hocalardır). Yoga, doğası gereği, daha doğrusu doğanın gereği aynı kalmayacak, evrim geçirerek yaşadığı güne uyarlanacak, gelişecektir. Krishnamacharya, işte bu yolu açmıştır.

 kmlineage

 Kaynaklar:

Fernando Pages Ruiz, Krishnamacharya’s Legacy, Yoga Journal

T.K.V. Desikachar, The Heart of Yoga

Read Full Post »

Kısa Tarihçe – Kökler ve Dallar

agac

İnsanlığın, kim, ne ve neden orada olduğunu anlamaya çalışmaya başlaması kadar eski olan yoga tarihinin kısa bir özeti.

Vedik Dönem

Yoga kelimesinin ortaya çıkışı, milattan önce binbeşyüzlere dayanıyor. Varlıkları kesin olarak kabul edilmeyen Aryanlılar tarafından Hindistan’ın kuzeyine taşınmış. Bu dönemden gelen Veda isimli kitaplardan bahsediliyor. Vedaların ilk üçü, Rig Veda, Sama Veda, Yajur Veda’nın ardından, gündelik hayat öğütleri içeren dördüncü kitap Atharva Veda yazılıyor. Vedaların tarihinin daha eskilere, üçbinbeşyüzlere gittiği de söylenmekte. Yoga kelimesi ilk olarak Rig Veda’da geçiyor. Yoga için, disiplin olarak bahsediliyor fakat sistematik bir pratikten söz edilmiyor. Dördüncü kitapta yoga, nefes bahsiyle yeniden ortaya çıkıyor.

 Klasik Öncesi Dönem

Milattan önce sekizyüzlere geldiğimizde Upanishadlar ortaya çıkıyor ve bu eserde yoga, acıdan kurtulmak, aydınlanmak için takip edilmesi gereken disiplin olarak tanımlanıyor,  Karma Yoga (fayda beklemeksizin yapılan hizmet) ve Jnana Yoga (meditasyon, bilgi ve kitapların yoğun çalışması) ile bu amaca ulaşılacağı söyleniyor. Om sesinin gücü ve şarkı söylemenin (chanting) etkilerinden, Evrenle (Brahman) insanın (Atman) özlerinin aynı olduğu da yine ilk olarak Upanishad’larda bahsediliyor.

Bu dönemin önemli yazılarından birisi Bhagavad Gita. Yoganın en saygı duyulan metinlerden sayılan Gita’nın kökü Upanishadlar’a dayanıyor ve milattan önce üçyüzlerde yazıldığı sanılıyor. Gita aynı zamanda, dünyanın en uzun epik eseri olan Mahabarata’dan bir bölüm olarak, Mahabarata’nın İncisi sayılıyor. Adanmayı temsil eden Bhakti yoga, Karma ve Jnana yoganın sentzi olan Buddhi yoga (yapılan şeyin sonucuna odaklanmadan, gerekeni yerine getirmek) de Gita’da geçiyor.

 Klasik Dönem

Yoganın sistematik sunumu Patanjali’nin Yoga Sutra’larıyla bu dönemde karşımıza çıkıyor. Sözlü olarak aktarılan  yoga anlayışını toparlayıp 195 sutra ile özetleyen Patanjali bugün yoga ile ilgilenen çoğu insan tarafından bilinse de, kim olduğuna dair pek bilgi yok. Patanjali, yoganın bir yol gösterici (guru) tarafından kavranabileceğini ve sutraların da öğretisinde guruya yardımcı olan deyişler olduğunu söylüyor. Zaten bu dönemden sonra gelişen okullar farklarını, sutraların değişik yorumlanmasından alıyor. Patanjali de insanın acısının bağımlılıklarından geçtiğini ve sonuçlara bağlanmaktansa sürecin kendisiyle ilgilenmenin acıyı azaltacağından bahsediyor. Yoganın sekiz dalı, yani Aştanga Yoga da sutralarda geçiyor. Patanjali’nin aştanga yogadan bahsetmediği, sekiz basamaklı yolun daha sonraki yorumlarda ortaya çıktığı da söylenir. Yama ve Niyama’lardan oluşan bu sekiz basamaklı yol, sosyal ve içsel öğütler içerir.

Patanjali aynı zamanda, niyamaların mükemmelliğini sağlamak demek olan Kriya yoga kavramını da geliştirir. Bu dönemde insan ve evrenin bütünlüğünden değil, karşıtlı ikiliğinden bahsediliyor.

 Klasik Sonrası Dönem

 Günümüzde uygulanan yoganın temelini oluşturan Hatha ve Tantra Yoga bu dönemde gelişiyor. Tantra Yoga milattan sonra dördüncü yüzyılda yeşerip beşyüz yıl kadar süreyle olgunlaşıyor. Aydınlanmak için inzivaya çekilip meditasyon yapmanın gerekmediğini öğreten tantrikler, aydınlanmanın arzunun ötesine geçip iyi-kötü, güzel-çirkin, her şeyin bütünün bir parçası olduğunu anlamak olarak tanımlıyor. Patanjali gibi, bedenin tanrının mabedi olduğuna inanıyor ve ona iyi bakmanın gerekliliğinden, aydınlanma yolunun bedenden geçtiğinden ve ilk olarak Shiva (erkek enerji) ve omurganın temelinde yatan yaratıcı güç Shakti (dişil enerji)’den  söz ediyorlar. Vedalar kadar eski olan kutsal seslerin tekrarlanmasına (chanting) yeni bir boyut getirip, her sesi bedenin bir parçasıyla özdeşleştiriyorlar ve mantrayı tekrarladıkça bedenin ilgili bölgesinin güçlendiği fikrini getirip mantra meditasyonunu geliştiriyorlar. Geometrik desenlerden oluşan mandalaları (kozmos ve aklın bütünlüğünü ifade eden temelde bir noktanın etrafında, varoluşun değişik katmanlarını ifade eden şekiller içeren resimler) meditasyonlarında kullanıyorlar.

Bugün yaptığımız fiziksel duruşların dayandığı Hatha Yoga, milattan sonra dokuzuncu yüzyılda gelişiyor. Tantracılar gibi, ikiliklerin birleşerek yokedilmesi anlayışının acıyı yok edeceğine inanıyorlar. Hatha yoganın ismi gibi, güneş (ha) ve ay (tha). Hatha yogiler bedenin güçlenmesine ve temizliğine çok önem veriyor ve temiz bedenin hastalıklardan uzak olacağına, hatta paranormal güçler kazanacağına inanıyorlar. Hatha yogiler, bilgiyi bolca yazılı olarak aktarıyor.  Hatha yoganın babası sayılan Goraksha’nın Siddha Siddhanta’sı ve özellikle Svatmarama Yogin’in Hatha Yoga Pradipika’sı bu dönemde yazılıyor. Bedenin katmanlarına, enerji kanalları, nefes ve asanalara bu eserlerde geniş yer veriliyor ve o güne kadar gelen yoga akımına radikal yaklaşımlar olarak kabul ediliyorlar.

 Batıya Taşınma

 Batının oryantalist bakışla doğudaki her şeyle ilgilenme merakından yoga da payını alıyor. Binyediyüzlerde bir grup İngiliz, Hindistan’da vedaları ve diğer eserleri çalışmaya başlıyor. Gita ve Upanishad’lar İngilizce’ye çevriliyor. Amerika’nın yoga aşkı Swami Vivekananda’nın Chicago’daki Dünya Dinleri Konferansı’nda Raja Yoga’dan bahsetmesiyle başlıyor. Güzel anlatımıyla büyüleyen Vivekananda, 1899’da New York’ta Vedanta topluluğunu kuruyor. Aynı dönemde Avrupa’da da yoga felsefesi ve Sanskritçe yoğun olarak araştırılıyor. 1900’lerin başında pek çok Hintli guru Amerika’ya geliyor. Amerika Hintli’lere göçmenlik kotası koyunca Amerika’lılar Hindistan’a gitmeye başlıyor.

1930’larda Krishnamurti bilgeliğin güzelliğini anlatıyor, Krishnamacharya’nın ilk kadın ve ilk yabancı öğrencisi Indra Devi, California ve Güney Amerika’nın eğme-bükme kraliçesi oluyor. Aydın Ramana Maharashi’nin hatha yoga yaklaşımı 1954’te öğrencisi tarafından televizyonda öğretiliyor. 1960’larda yoga, televizyon ile Amerika’nın her yerine yayılıyor. Daha spiritüel bir arayışta olan 70’lerde ise meditasyona, aşramlara yönelim başlıyor. Bir yandan, Amerika ve Avrupa’da hala yaygınlıkla uygulanan Bikram, Kundalini, Kripalu gibi yoga çeşitleri de bu köklerden türüyor.

Yoganın batıya taşınmasını hızlandıran insan T. Krishnamacharya. Öğrencileri olan B.K.S. Iyengar (hiza odaklı ve şu anda dünyada en çok uygulanan tür olarak kabul edilen Iyengar metodunu geliştirdi, 91 yaşında, hayatta), Sri Pathabi Jois (çok yakın zamanda 93 yaşında vefat etti, Türkiye’de de yaygınlaşan, nefesle akışa dayalı Aştanga Yoga’yı geliştirdi), oğlu T.K.V Desikachar (hala Hindistan’da yoga terapi konusunda eğitimler vermektedir, tıp eğitimi almıştır) klasik yoga anlayışının özünü bozmadan batı anlayışıyla zenginleştirip, yoganın esnekliğini, kültüre ve yaşam tarzına uyarlanabilirliğini batıya gösterdiler ve yogayı sevdirdiler. Şimdi, bu neslin öğrencileri kendi stillerini yaratıp dünyaya aktarmaktalar. Her şey gibi yoga anlayışı da zamana, çağa, ana göre değişiyor; hayat gibi.

 Kaynaklar:

 John Feuerstein, The Yoga Tradition

Linda Sparrowe, The History of Yoga (Yoga Journal Book)

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: