Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘oryantalizm’

Yoga, kimseye ait değil. O, binlerce yıllık bir geçmişe sahip, herkesin kabulüne ve kullanımına açık bir yaklaşım, disiplin. Yani kimsenin yogası “daha doğru” değil, sadece bana/sana daha yakın, bana/sana göre ya da bana/sana daha uygun. Yoga zaten sadece bir yol. Farkındalık gelişimine, bütünlük hissine giden yollardan birisi. Zen’in de, Budizm’in de, meditasyonun da, yoganın da sonunda varacağı yer samadhi, tanrıyla bütünleşme hali. Dolayısıyla herhangi bir yoga ya da spiritüel yaklaşımın diğerinden daha üstün olduğunu söylemek, konuyla ilgili hiç bir şey anlaşılmadığına dalalet eder. Aynı şey, yoganın içindeki değişik okullar için de geçerli. A yaklaşımı B okulundan daha üstündür, ya da C yogası yapmadan yoga anlaşılmış olmaz gibi söylemler doğru değil.

Yoganın doğuda mı batıda mı daha iyi öğrenileceği tartışmasına bu açıdan yaklaşırsak… Yoga, bütünlük demek. Dualitelerin, yani karşıt ikiliklerin kendi doğalarını koruyarak bütünleşmesi. Yin-yang sembolü gibi. İki karşıt olan siyah ve beyaz bütünleşerek bir bütün daire oluşturuyor, birinden bir parça diğerinde yer alıyor.

İnsan beyni de sağ ve sol olmak üzere ikiye ayrılıyor. Sol beyin mantıklı, analitik ve parçalara bakan düşünceleri yönetirken sağ beyin sentezleyici, bütüne bakan, hissetmeye ilişkin taraftır. İkisi birlikte işler. Biri diğerinden bağımsız çalışamaz, biri diğerinden daha üstün değildir*. Dünyanın iki yarısı gibi.

Batı, beynin sol yarısı gibi mantık, parçalara ayırma ve detayları inceleme yolunu seçmiştir. Dünyayı anlamak için bilimi geliştirmiş, kurallarını metodunu oluşturmuştur. Doğu, makro sistemin mikro sistemde de varolduğu düşüncesi ile evreni bütünüyle anlamak için, onun yansıması olan insana yani zihin-beden organizmasına bakmıştır. Her ikisi de aynı şeyi arar; kimiz, neden burdayız… İkisinin de yöntemi farklı ve eşit önemdedir. Ancak batı, doğunun her şeyine olduğu gibi bu yaklaşımına da her zaman, evdeki beslemeyle alay eden şimarık konak kızı gibi parmağını göstere göstere gülmüştür. Bunun elbette ki tamamen ekonomik nedenlerini en güzel, Oryantalizm terimiyle Edward Said anlatır. Zengin kaynaklı doğu ülkelerinin kaynaklarını elinden alabilmek için oradaki yaşamı, tarihi, geleneği ve düşünceyi bastırması gerekmiş, bunun için de kendi yaklaşımını, bilimi ve parayı üstün görerek diğerini “zayıf öteki” haline getirmiş, yani beyninin sağ yarısını bastırmaya başlamıştır. Kolonyalist batı düşüncesi, doğunun yaşam tarzından sanatını, ekonomisinden politikasına her şeyini aşağılarken bir yandan da kendinde olmayan kaynakları sömürmüş, semirmiştir. Doğadan kopmuş, onu hırpalayarak kendine yer açmıştır. Bu sanki, güneşin doğuşunu kaçırarak her gün, sadece gün batımını görmeye benziyor. (Hayatımızda kaç kere güneşin doğuşunu izledik? Bunun doğuya bakmakla bir ilgisi olmalı…) Zamanla kendini iyice beynin sol yarısına kaptıran insanlık, doğal olarak sol yarının önceliklerini daha üstün görmeye başlamış ve hiç bakmayarak körelttiği yanını dövmeye devam etmiştir. Bir sağ beyin aktivitesi olabilecek inancı da kurallar bütünü ve bastırma mekanizması haline getirmiştir. Doğu ise, batı ile farklılığını bilmiş, buna saygı duymuşve ötekini suçlayıp küçümsememiştir. Hatta batının kendine ettiğini bile kabul etmiştir. Örneğin, ayurveda gibi binlerce yıllık bir geçmişe sahip, mucize gibi uygulamaları, tedavi ve koruyucu yöntemleri olan yaşam bilimini bile batı tıbbına üstün görmemiştir. İkisinin de gerekli olduğunu, hastalandıktan sonra batı tıbbının mecbur olduğunu ama bu mecburiyete gerek kalmadan, insanın ayurveda ile korunabileceğini söylüyorlar. Ayurvedayı, hatta yogayı batıda böyle popüler hale getiren de kendileri değil. Değeri anlayan batılılar tarafından taşınıyor, tarihte hep olduğu gibi… Kimi batılı yogayı gerçekten anlıyor, yaşıyor ve paylaşmak için taşıyor, kimisi satmak için. Bir şekilde taşınıyor ve bu süreç de devam ediyor.

Hayat değişimdir. Her an her şey değişir. Buna direnmek, bir ağacın büyümesini durdurmaya çalışmak gibidir. Hiç bir canlının büyümesini durduramayız, değişimi engelleyemeyiz, Teneke Trompet’in büyümemek için cüce kalan Oskar’ı gibi olamayız. Evrimi durduramayız. Yoga batıya taşındıktan sonra, elbette ki doğuda olduğu gibi kalmamış ve evrilmiş. Sadece spor haline geldiği de, felsefesi ile öne çıktığı da olmuş. Ama beyninin sol yarısı daha güçlü olan batı, sağ yarıyla tanıştıkça mutlaka bir değişim olmuş, daha doğrusu değişim başlamış. Zaten yoganın amacı iki tarafın dengelenmesi, yani samasthiti hali, yani ida ve pingalanın dengeli akması. Bu, batı tarafından da başarılmaya başlandıkça, batı anlayışıyla yetişmiş ama doğu yaklaşımıyla yeniden doğmuş insanlar gelişmeye başlamış. Bu insanlar, adaptasyonda başarılı olarak, özünü korudukları yogaya anatomi bilgisi katmışlar, gündelik hayat deneyimleri koymuşlar, bilimsel yaklaşım ile zenginleştirmişler ve bunu tabi ki, batının yoluyla aktarmaya yani ister istemez reklamını yapmaya başlamışlar. Bu kaçınılmaz evrime karşı durmanın, yoganın batıya taşınmasından haz etmemenin, tarih boyunca batının doğuya yaptığını tekrar etmekten farkı yok. Batıda sadece asana uygulanıyor, yoganın felsefesi yama niyaması her yerde hakkıyla öğretilmiyor olabilir.

Bugün Hindistan’ın en önemli yoga okullarından birini yürüten TKV Desikachar, zamanın en güçlü hocalarından Krishnamacharya’nın oğludur. Babası her gün yüzlerce insana yoga öğretir, yoga terapi ile tedavi ederken o mühendislik okumuş, yogadan uzak durmuştur. Okulunu bitirmiş, Delhi’de iyi bir şirkette iş bulmuş, gitmek üzere harekete geçmiştir ki, bir gün evin önünde otururken bir araba durmuş, içinden batılı bir kadın ağlayarak çıkmış ve koşarak, kapının önüne çıkan Krishnamacharya’nın kollarına atlamıştır. Yarı çıplak gezen babasının kollarında ağlayan bu kadını gören Desikachar, zamana göre gayet absürd olan bu davranış karşısında önce utanmış sonra babasına neler olduğunu sorunca Krishnamacharya, kadının yıllardır uykusuzluk çektiğini, ilk defa bir önceki gece rahatça uyuduğu için kendisine teşekküre geldiğini anlatmıştır. Çok etkilenen Desikachar, Delhi’deki işe gitmekten ve mühendislikten vazgeçer ve babasıyla yoga çalışmaya karar verir ama bir şartı vardır, tanrıdan bahsetmek yok! Krishnamacharya gülümser ve kabul eder. Sadece asana çalışırlar. Desikachar der ki, yıllar süren asana pratiğinden sonraydı, ben tanrı fikrine kavuştum…

Yoga yapmaya başlamak için felsefesini bilmeye gerek yok. Yani zihinden değil, bedenden başlamanın bir sakıncası yok. Tanıdığım çoğu yoga meraklısı pratikle başlayıp bu bilgiyi derinleştirmek isteyen insanlar. Daha sağlıklı sanki… Çünkü felsefeyi ne kadar bilip uyguladığımızı sansak da, zihinle sınırlı kalmayıp vücuda getirdiğimizde (embodying), her şeyin başka olduğu, zihnin yanılsamaları rahatlıkla görülüyor. Önemli olan sonuçta insanın ne aldığıdır. Yoga sabit değil, bir yaratıdır. Yoga Sutra’da da denir, bu öğretiden herkesin ne alacağı bireyseldir, kendine özgüdür. Bu nedenle, aynı eğitimi alsa da herkesin öğretiş tarzı bir olmaz. Birbirinin kopyası öğretmenler görüyorsak, asıl bundan endişe etmeliyiz.Yoga yerinde sayıyor diye şaşırmalıyız. Eğer yama niyama bilmeden de yoga yapan mutluysa, sağlıklıysa neden karşı duruyoruz? Böyle kalacağını nereden biliyoruz?

Yoganın hala/artık sadece Hindistan’da öğrenileceğini savunmak, yalnız ve yalnızca  Çin’de üretilen ipek istemek gibi geliyor bana. Ya da Hindistan’da mühendislik eğitimi verilmesine karşı durmak gibi… O zaman biz de yoga öğretmeyelim, Hintli değiliz…

Lübnan sınırında İsrail askerlerine taş atan Edward Said. Haklı gerekçeleri var. Ama yoga sözkonusu olunca bu taşı fırlatmaya gerek yok…

(*) Beyninizin hangi yarısının daha güçlü çalıştığını test etmek için linkteki danseden kadına bakın. Saat yönünde dönüyorsa sağ, saat yönünün tersine dönüyorsa sol yarısı daha güçlü çalışıyor demektir. Bu tabi ki sabit değil, yarın baktığınızda farklı görebilirsiniz. http://www.heraldsun.com.au/news/right-brain-v-left-brain/story-e6frf7jo-1111114603615

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: