Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘aşağı bakan köpek’

http://yogadergisi.com/yazarlarimiz/yazarlar/182-olgu-alibeygil/587-asagi-bakan-kopekte-bulusalim-seninle

Dikkat!! Yüksek oranda hiciv içerir. Fazla ciddiye alan, üstüne alınan, ego yapan, çıkışan ayıp eder.

Ben bol bol yoga eğitimi almış, siz daha vitaminken Moskova’da Iyengar ile kahve içmiş (evet doğru bildiniz, bekase Iyengar. Rahmetli), yoga hocalığını bir süre underground olarak sürdürmüş, sonra “kendime kadar, arkadaş” diye kenara çekilmiş ama yoga okumalarını asla bırakamamış, pratikte de öğrenci olmaya karar vermiş bir kimseyim. Dili uzun falan da bir tipim. Huzursuz etmeyi severim. Sizi biraz huzursuz etmek, konfor alanlarınızı dürtmek, kendini ve yogayı fazla ciddiye almanın yogik bünyeye verdiği rahatsızlıkla sizi karşılaştırmak isterim.

Bu yazımda sizleri bağzılarınızın kullandığı “yoga sesi” nedeniyle kıyasıya eleştireceğim. Hazırsanız rahat bir oturuşta buluşalım (!)

Geçen gün yine bir yoga dersindeyim. Tanışmadığım bir hocanın orta seviye dersine gitmişim. Dersten önce hocamız tanımadığı, benim gibi tiplere soruyor haklı olarak; ilk defa mı yoga yapıyorsunuz, daha önce dersime girdiniz mi, vs. vs… Herkesin verdiği iki kelime cevapla yetinen hoca bana takıyor arkadaş… “Daha önce yaptınız mı,” “Evet.” “Nerde yaptınız?” (yahu cv mi vereyim) “On and off yapıyorum uzun süredir.” “Yani burada mı?” “Hmm evet burada da yaptım.” Sessizlik (hoca cevabımı beğenmedi)… sessizlik (ben de bi şey demedim daha, ne diyeyim, derse geçsek artık?) “Yani aynı dili mi konuşuyoruz, onu anlamaya çalışıyorum,” diyerek konuyu kapatıyor hoca, oh. Ama gözleri de deviriyor biraz, devriliyor o gözler… Tanışma faslından sonra öğretmenimiz bize alt metni derin manâlar taşıyan bir hikâye anlatarak kıssadan hisse veriyor. Buraya kadar sorun yok. Bir kitaptan bir pasaj okuyor… Hmm peki, okusun bakalım (benim gözler devriliyor). Neyse derse başlıyoruz. Sanıyorum, çocukluğuma dönüyorum… Aha, o çocukluk vizyonlarından biri gelecek, bir travma çözülecek galiba, yaşasın! Annem mutfakta yemek yapıyor, ben büyücek mavi mutfak masasının bir kenarında ödev. Radyo çalıyor ve beklediğim an, radyo tiyatrosu başlıyor… Efektör Korkmaz Çakar. Bazı radyo tiyatrocularının sesi çok güzel, doğal ama bazıları abartılı abartılı konuşuyor, yapmacık buluyorum, kendimi tiyatro oyununa kaptıramıyor, ne kadar yapmacık olduklarını düşünüp duruyorum. Vay be, ne çözülüyor acaba filan derken gözümü kulağımı bir açıyorum ki neyle karşılaşayım… Vizyon misyon yok, bayağı aynı dersteyim ve hocamız bir radyo tiyatrosundaymışcasına konuşuyor bizimle. Kendimi derse neden veremediğimi anlayıveriyorum.

Nefes ver diyor, devrik cümlelerle

YÜKSELİYOR SESİ ANİDEN dikkati çağırıyor ellere

ve birden alçalıyor bir sır verirmişcesine…

Amanın! Öğretmenim bir radyo tiyatrocusu, hem de yapmacığından! Hadi bu ses dalgalanmalarına alışmaya çalışıyoruz. Derken kafiyeli bir mısra “aşağı bakan köpekte buluşalım seninle,” diye bitince benim ipler kopuyor. Kahkaha atmıyoruz tabi, o kadar âdabımız var. Gözler fıldır fıldır dönüp devriliyor en fazla.

(“İşte sen çocukken o kötü radyo tiyatrocularına takmışsın, şimdi o yüzden rahatsız oluyorsun,” süper mega analizini yapan arkadaşları alnından öpüyor, devam ediyorum.)

Yahu neden buluşuyoruz aşağı bakan köpekte? Orası benim aşağı bakan köpeğim, benim alanım, senin ne işin var orda hoca? Hem belki benim nefesim sığ, nefes aldığımda öyle yeri göğü inleterek yükselemiyorum, yükselmeyeceğim bugün, niye bağırıyosun? Nefesim kendiliğinden alçaltacak belki beni, sesle niye yönlendiriyosun, mula bandha’mı niye kaçırıyosun hoca? Kafiyeli konuşunca sen, ilk üç çakramın sapıttığını hissediyorum ben. Güvende hissetmiyorum, sanattan soğuyorum, “ay benim derslerim ne güzelmiş meğer,” diye karnıma ağrılar giriyor (ilk üç çakrayı çaktınız). Bu kadarla bitmiyor. Daha sonra yeni bir hocanın dersinde de aynı çağrıyı duyunca, beni dalgalı, buğulu bir sesle aşağı bakan köpekte buluşmaya çağırınca hoca, tamam diyorum… Bunu siz istediniz! Başlıyorum dedikoduya. Yoga yapan herkese sorup, konuyla ilgili küçük çaplı bir araştırma yapıyorum. %20’lik bir kesim hiç takmıyor, süper aşmış insanlar bunlar, bana farketmiyor, diyor, hoca isterse ateş başında gitar çalıp şarkı söylesin, ben yogama bakarım. Bravo, şöyle insan olamadık. %80, konuyu dile getirir getirmez başlıyor şikayete. Hatta bu %80’in %20’si –toplam nüfusun %16’sı oluyor, “tamamen kopuyorum ben, hocayı duymamak için başka şeyler düşünmeye çalışıyorum, önümdekine bakarak yapıyorum,” diyor. Halk sinir oluyor efendim böyle şeylere. Rakamlarla da destekledim sanırım. Pazar araştırmacıyım ben ha, yeterli sayıda örneklem olmadan konuşmam. Sonuçlara ve kendi deneyimime dayanarak bir çağrı yapmak istiyorum hocalar: Doğal sesle konuşsak, ayağımız yere bassa herkes kendi TADASANA’SINI bulsa, uzaydan gelmişiz izlenimi yaratmasak, “yoga sesi” kasmasak, kendi sesimizi bulsak, aşağı bakan köpekte buluşmasak da orası öğrencinin alanı olarak kalsa? 

Şakası bir yana, gelelim kıssadan hisse kısmına… Abartarak bahsettiğim hoca alınmasın, şair ruhunun kendi özünü yansıttığını tahmin ediyorum. Gayet de güzel bir serileme ile dersi götürdü. Eh bu şairlik de biraz oturmuş kendisinde. Fakat ister istemez taklit ediliyor ve böyle bir akım oluşmaya başlıyor.  %80 büyük rakam, halk rahatsız…

Kaldı ki; öğrenciye ne kadar doğal bir ortam yaratırsak yaptıkları yoga da o kadar doğal ve onların olur. Arada espiri yapabiliriz (aman abartmayalım, zorlamayalım lütfen), göz devirebiliriz, birine takabiliriz, kızgınsak bunu bile belirtebiliriz belki ama insanüstü varlıklarmış gibi davranmasak, kendi sesimizle konuşsak ne güzel olur. Ders bittiğinde de normal sohbetimizi derstekiyle aynı tonda yaptığımızı görünce öğrenci sevinmez mi? Oh, hoca da benim gibi etten kemikten insanmış, demez mi? Broadway müzikalinden değil de yoga dersinden çıkmış gibi hissetmez mi?

İşte o zaman çiçekler,

SEVGİ ve dostluk ve neşe,

boğazda KANAT çırpan vapurlar…

Doğallık… doğallık … DOĞALLIK KURTARACAK bizi…

(Gördün mü hocacım, aynı dili konuşuyoruz işte. İsteyince…)

Köprüden önceki son savasana’da bekliyorum, geç kalmayın. Namaste! 🙂

asagibakmayankopek

Bu yazılar ne iş? 

Reklamlar

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: