Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Yoga’ Category

Havanın az da olsa serinlemesini fırsat bilip ateşi bol bir yoga seansı yaptım bugün. Bir de evi KonMari kafasıyla temizlemeye. KonMari, Marie Kondo isimli bir Japon ablanın icat edip üzerine kitap yazdığı bir metod. Kitabı da bestseller olmuş 2014’te, milyonlarca da satmış. Mantığı basit: Dağınıklığı gidermek için her şeyi atmana gerek yok. Sana neşe veren, olumlu duygular taşıyan eşyaları tut, gerisinden kurtul. Tuttuğun eşyaları da adam gibi yerleştir, evin yaşanır olsun.

Geçen kış Ceyda ile ev arkadaşlığı yaparken bu metodu keşfetmiş, kıyafetlerinin neredeyse yarısını atıp kalanı da enteresan şekillerde katlayıp az yer kaplar hale getirişine şahit olmuştum. Bu “atma, kurtulma” meselesi bende biraz dengesiz işliyor. O çoğumuzun mağdur olduğu “ya bir gün işe yararsa” deliliğine de kapıldığım oluyor, bir anda çıldırıp her şeyden kurtulma arzusu ile çuval çuval eşya attığım da. Her ikisi de bir süre sonra pişmanlık veriyor tabi. Marie Kondo’nun önerisi, eşyaları tek tek elden geçirip, verdikleri duyguyu tanımak ve olumsuz olanlardan kurtulmak. Diyor ki, biz eşyalardan çok onların verdiği duygulara tutunuruz, olumsuz olsalar bile. Mantıklı. İşte bu mantıkla hareket edip, taşındığımdan beri elimi sürmediğim bir koli ve çekmecelere tıkıverdiğim dökümanlara daldım bugün. Gerçi KonMari eşyalar için de bir sıralama önerip kıyafetlerden başlanmasını söylüyor. Dinlemedim. Eledim, temizledim, rahatladım.

Geçtiğimiz iki gün sıcağın etkisiyle mi, iş yoğunluğu mu bilmiyorum, hareket etme arzum sıfıra yakındı. Yine de matın üzerine çıkmaktan çekinmedim. 9. gün bir kaç yin asana ve uzun bir meditasyon yaptım. Dün ise uzuun uzun bir yin seansı. Herhalde bugünkü vira sadhanaya, yani ateşi, güneşe selamı, danseden savaşçısı, plank’i chaturanga’sı bol akışa hazırlıktı. İyi gidiyor. Hala gidiyor oluşu bile çok iyi. Projem ise hızlandı, vakit bulup günlük hedeflerimi kaçırmadan yetiştiriyorum.

Ve bu da, yin derslerimde ve kendi yin pratiğimde saldım shuffle’a mevlam kayıra stili kullandığım müzik listelerinden birisi. Salın şafıla gitsin.

 

 

Reklamlar

Read Full Post »

treeoflifeBugün, bu 28 günlük sadhana üzerine her gün yazmaktan vazgeçeceğimi farkettim. Ben biraz içe dönük bir tipim. Daha doğrusu, ektiğim fidanı meyve vermeden önce pek dışa vurmayan bir tip. Bu huyumdan vazgeçmeye çalıştığım yıllar boyunca farkettim ki, yok, her şeyi açıklamak, her anı açığa vurmak, her şeyi göstermek pek bana göre değil. 28 günü sonuna kadar götürmeye ve arada bir buraya uğramaya kararlıyım. Ama sosyal medyadan (ya bu sosyal medya lafını hiç sevemeyeceğim galiba) her gün neler yaptığımı duyurmak hoşuma gitmiyor. Kaldı ki, bu sadhanam biraz da içe kapanmayı gerektiren bir niyet içeriyor. İşlemeye de başladı. Yanar halde tutmak için ateşe biraz üflemek iyidir de dört bir yandan fazlaca üflenirse söner ya, öyle. Tatlı tatlı, kendi kendime…

Hani duyarsınız, herhangi bir spiritüel yol seçmiş, yürüyen insanlar (özellikle başlangıçta) yaşadıkları olağanüstü senkronizasyonları, kulağa inanılmaz gibi gelen ama yaşadıkları olayları anlatmaya bayılırlar. Evrenle bağlantılarını, aldıkları mesajları ifşa etmek, kendilerini de inandırmanın bir yoludur sanki. Ama anlata anlata ne olur, bu mesajlar birden kesiliverir. Ne zamanki susup, şaşırmayı ve etrafı şaşırtmaya, kendilerini seçilmiş insan olarak göstermeye çalışmayı bırakırlar, bağlantı kaldığı yerden devam eder. Biraz da böyle.

Bu vesileyle, bitirmek üzere olduğum bir başka sadhananın bugünkü ödevi gereği size Gahl Sasson’un Yaşam Ağacı çalışmasından bahsetmek isterim. Zaman zaman aksatsam, kimi ödevlerden kaytarsam, 10 haftalık meseleyi 13 haftaya yaymış olsam da tatlı bir mucize gibi işleyen bir hikâye bu da. Öneririm: https://cosmicnavigator.com/wishmaker 

Görüşürüz 😉

 

Read Full Post »

DesikacharJPEG

Krishnamacharya’nın oğlu, akımın birinci nesilden son temsilcisi, yoga terapinin babası dyebileceğimiz Vini Yoga’nın kurucusu T.K.V. Desikachar vefat etmiş. Desikachar’ın The Heart of Yoga‘sı herhalde en sevdiğim yoga kitaplarındandır. Yolu açık olsun…

 

Bu sadhananın altıncı ve yedinci günleri birleşti bende. Dün gece uyuyamayarak sabahı ettim.

Bir dizi izledim ve bütün uykum kaçtı. The Wire gibi hiper gerçekçi yapımları sevenlere şiddetle öneririm: The Night Of. Tavsiye eden arkadaşım “keşke dizinin bitmesini bekleseydim,” dediğinde onu dinlemeli ve başlamamalıydım. Şimdi dört bölümü birden yut, devamı için bir hafta bekle bakalım…

Gece uyuyamazsam yaptığım iki şey var: Temizlik (yine mi) ve yazmak. Ama hayır, bu sefer temizlikle falan uğraşmadan kendimi “creative insomnia”nın kollarına bıraktım. Çok da iyi ettim, yaratıcılık sadhanam birinci hafta dolarken aktive oldu.

Bugün, gün doğarken biraz meditasyon yapmak dışında yoga yapmadım. Sabah 8 gibi biraz uyumaya niyetlenip 10’a kadar yarı uyku yarı uyanıklık içinde dönüp durduktan sonra pes edip kalktım. Uyumamış beden neredeyse zehirlenmiş gibi yorgun oluyor. Sadece bir kaç salatalık kemirerek ve bol su içerek, haftalardır sesi çıkmayan ama her işi bugüne sıkıştırmış bir müşterimle uğraşarak geçirdiğim günün sonunda… o da ne… The Night Of beşinci bölüm gelmiş!

O halde bana müsaade… 🙂

Read Full Post »

tumblr_m54al2DAO71rxphono1_500

“Ne kadar da yin bir gün, kesin yin yoga yapacağım bugün,” diye düşünürken, bir baktım dans ediyorum.

Pazar sabahları erkenden uyanmanın keyfi bir başka. İstanbul’un hiç karşılaşamadığım sessizliğinde kuşları duymak, henüz kimsenin gelmediği parkta Fındık’la gezmek falan inanılmaz iyi geliyor. Sabahki sükunetle öğleden sonrayı etmiştim ki ne zamandır dans etmediğim aklıma geldi.

Beş dakika zıpladıktan sonra da insan duramıyor. Ateş yandıktan sonra hemen söndürmeyeyim bari diyerek o çok sevdiğim mandala namaskar’lardan birini yaptım. Şöyle bir şey:

Deneyin. Bir süre sonra daha seri bir hal alıyor ve şıpır şıpır terlemeye başlıyorsunuz. Su elementi baskın çalışmalarda insan yorulmadan hızla güçleniyor. Farkettirmeden çalıştıran cinsten. Matın üstünde döne döne yüzlerce olasılık geliştirmek mümkün. Mesela bakın, araya body vinyasa’lar katarak kendine göre uyarlamış:

 

Kalp kalp kalp. 🙂

 

Read Full Post »

Saturn_during_Equinox

Bugün, adı üstünde Satürn günü. Tembelliğe yer bırakmayan, maskülen ve disiplinli bir gün – oldu benim için de. Gezip tozmaları, bir iş buluşmasını, alışverişi ve kalça açıcı bir viyasa serisini bile sığdırdım. Hiç biri değil de, dördüncü kattaki eve (şimdiye kadar) üç kere inip çıkmak yordu galiba. Daha önümde gece yarısına kadar iki tane tırmanış var. Snıf snıf…

Bir de güzel haber! 28 gün yoga katılımcılarından Gülerciğim aradı ve “28 gün işe yarıyor!” diyerek sevinçli bir haber verdi… Güler’in en sevdiğim, bir aydır kayıp olan kedisi Gadu’yu bulmuş. Adanın altını üstüne getirmiş, bulamamıştı. Sahilde yürürken çıkıvermiş karşısına cimcime.

IMG_8663

Gadu, bunca zamandır nerede olduğuna dair bir açıklamada bulunmadı.

Zemberekkuşu’nun kedisi Noboru Vataya ise hâlâ kayıp.

Kalça açıcı prana flow serim şöyleydi. Hiç bir şey anlaşılmayabilir ama olsun, bulunsun, belki birinin işine yarar. 🙂

Rhytmic Vinyasa A (Surya Namaskar A içinde bazı asanalar arasında bir kaç seferlik akışlar – ardha uttanasana’dan chaturanga’ya geçmeden önce “uttanasana-ardha uttanasana akışı” gibi)

Surya Namaskar B

Malasana’da sağa sola eğilerek bedenin yanlarını açmaca

Aşağı bakan köpek –> İkinci Savaşçı –>

Ters ikinci savaşçı <–>utthita trikonasana (bir kaç kere) –>

2. savaşçı–> ardha hanumasana ve diğer taraf

Aşağı bakan köpek –> Yüksek lunge –> Parivritta anjaneyasana (burada yukarıdaki kolun ufuk çizgisini tarayarak öne arkaya nefesle ilerlemesiyle bir vinyasa) –> ardha hanumasana ve diğer taraf

Urdhva Dhanurasana

Eka Pada Rajakapotanasana (biraz eğilip kalkmalı vinyasa ve twist katkısıyla)

Omuz duruşu

Savasana

 

Read Full Post »

#28gunyoga – 3. gün

Derler ki zihin, ucu bucağı ve merkezi olmayan gökyüzü gibidir. Bu zihne bugün güneş doğdu.

Herkesin ritmi kendine özgü. Yoga mutlaka sabah erken yapılacak diye bir şey yok. Vallahi bu zorunluluklar yüzünden uzun zaman kendi yogamı geliştiremedim. Her sabah “ah bugün de kaçırdık,” diye pişmanlıkla doldum durdum. Ne zaman ki benim yoga yapma saatimin akşam üzeri olduğunu farkettim, işte o zaman kendime kendime yoga yapar oldum. Sabahları beden değil, zihin; akşam üzerleri de zihinden çok beden açık oluyor. Benimkiler de bu evrensel yasaya uygun hareket ediyor, ne yapalım. Mesela benim masa başı çalışma zamanım da sabah 7-12 arasıdır. Hoş, genellikle 8 gibi ancak oturabiliyorum ama 12’ye kadar kalkmadan arı gibi, her işi yapabilirim. 12 dedin mi, günün pitta saatiyle birlikte benim pitta’sı bol bedenimin de pili bitmeye, yemek için yanıp tutuşmaya başlar. Full-time ofis hayatını bu yüzden hiç sevemedim. Ofise varıyorsun 9’da. E biraz lak lak, yok kahvaltı, maillere ucundan bak, varsa sosyal medya açlığını gider falan derken saat oluyor 10. Gitti mi en verimli üç saat… Acele yetişmesi gereken bir iş yoksa o sabahlar iki saate sıkışmış ölü vakitler olurdu. Öğleden sonraların ritmi de güne, havaya göre değişir. Ama 5-6 gibi benim hareket edesim gelir. Yürüyüştür, yogadır, danstır, bir şey yapma vaktidir. Ha her gün yapıyor muyum, güldürmeyin canım, tabi ki hayır. Ama yoga saatim akşam üzeridir, orası kesin.

Bu ritme saygı duyma günü oldu bugün. Sabah 6’da mis gibi yağmura uyanmalar, dilim dilim karpuz yiyip karın şişirmeler,  oturup tıkır tıkır çalışmalar, börülce pişirmeler, ev temizlemeler, bir saati geçkin terlemeli merlemeli, akışlı nakışlı, güneşi bol (solar) yoga yapmalar… Rutin tıkırında işleyince duygular da dengede oluyor. Duygular dengelenince hayatın tuhaflıklarına boş boş bakabiliyorsun. Kendi zihnine odaklanıp onun sonsuzluğuna açılabiliyorsun. Şimdi aklımdakileri kağıda dökme, henüz aklımın yüzeyine çıkmamış ama kendini bir sis perdesi ardından hissettiren fikirleri doğan güneşle izleme vaktidir.

Om suryaye namaha!

 

Read Full Post »

http://www.yogadergisi.com/yasam/9-8-lik-yoga/615-yoga-ile-ilgili-esrarengiz-gercekler

Bu hafta sizin için yoga ile ilgili ilginç bilgiler derledim. Bazılarınız Ahimsa’yı yoga tanrısı, samsara’yı börek sansa da çoğunuz yoga üzerine engin bilgilere sahipsiniz. Öyle ki, sizden daha iyi bilen yok. Aşağıdaki maddeleri de dağarcığınıza katarak kendiniz araştırıp bulmuş gibi anlatabilir, eşe dosta hava atabilirsiniz.

  1. İlk maddemiz cv’sine henüz Hindistan seyahatlerini eklememiş olanlar için. Yoga sembollerinden birisi swastika’dır ve Hindistan’da adım başı bu sembole rastlarsınız. Anlamı “refahla ilgiliolan” demektir. Bunda ilginç olan ne derseniz, google’dan aratıp kendiniz görebilirsiniz.
  1. 2008’de yapılan bir araştırmaya göre Amerika Birleşik Devletleri’nde 16 milyon kişi yoga yapmaktadır (ki şimdiye kadar bayağı artmıştır) ve yoga malzemelerine harcanan para yıllık 5,7 milyon dolardır. Ağzınızın suyu aktı değil mi? Fiyatları yükseltin hemen, vurun beline beline, bizim neyimiz eksik?!
  1. Güvenli bir şekilde, yani abartmadan ve hırs yapmadan icra edilen yoganın hiç bir kötü yan etkisi yoktur.
  1. B. K.S. Iyengar’a göre (ay kendisiyle tanıştım ben, yoga yaptım falan, unuttuysanız hatırlatayım, Türkiye’de İLK ve TEK benim) her 30 dakikalık yoga pratiğinden sonra 5 dakika dinlenmek gerekirmiş ki sinir sistemi kendine gelsin, sakinleşsin, odaklanma kolaylaşsın. İlk derslerim sırasında “eyvah şimdi ne yaptırcam” konulu düşünme/dinlenme aralarını boşuna vermiyormuşum demek. O zamanlar daha bilgeymişim, işe bak.
  1. Yoga günde 90 dakikalık bir çalışma değildir. 7/24’lük bir uğraştır. Derste yoga sesi kullanıp biter bitmez küfretmeye başlamak, öğrencilere satya öğretip akşama yalanın dibine vurmak, çalmamaktan bahsedip başkasının fikriyle dersler, kurslar düzenleyip o kişiyi ekarte etmek falan… olmaz.
  1. Alexander ve Annellen Simpkins’e göre yoga globalleşmenin ilk ve en başarılı ürünüdür. “Yoga batıdan mı öğrenilir, peh” diye burun büküp ortodox ortodox gezinmenize rağmen bu böyle. Çatlayın ayol.
  1. Yoga bilgisinin de dayandığı tarihin en eski metni Veda’ların yazıldığı dil olan Sanskrit dili, yazılmaktan çok söylenerek günümüze gelmiş bir dildir. Veda’ların binlerce yıl kağıda dökülmeden sözlü olarak aktarıldığına ve orjinalinden hiç bir şey kaybetmediğine inanılır.
  1. Stefanie Syman’ın iddiasına göre yoganın Amerika Birleşik Devletleri’nde bahsinin geçtiği ilk tarih 1857’dir. Ralph Waldo Emerson’un bir şiiri üzerine yoga üzerine konuşulmaya başlanmıştır. Bakın bu benim için de yeni bir bilgi oldu ve konuyu araştırdım: Biraz daha detay burada.
  1. Bir kaç haftadır yazdıklarıma sinir olanlar, defalarca okuyup görmemiş gibi yapanlar, beğense de ses çıkarmayanlar, dedikodu kazanlarını kaynatanlar, kendileriyle ve hayatlarıyla dalga geçemeyenler, kaskatı egoları ağır bir duvar gibi sırtlarında taşıyanlar, bu madde sizin için gelsin: Esneklik bedende değil, zihinde başlar.
  1. Yoganın Amerika kıtasında popülerleşmesine büyük katkı sağlayan Indra Devi, ulu şef Krishnamacharya’nın ilk kadın öğrencisidir. Başlangıçta kendisini reddeden ustanın günlerce kapısında yatmış, abidik gubidik saatlerde enteresan pratikler yaptırmasına ses çıkarmamış ve azmiyle öğrenci olmayı başarmış, daha sonra da Krishnamacharya’nın en yakın arkadaşlarından olmuştur.
  1. 2012 yılında New York Times’da yayınlanan bir makale, yoganın ciddi sakatlanmalara yol açtığını iddia etti. (Mesele bence yogaya artan ilginin sistemi tehdit edebilir oluşundan duyulan kaygıydı:Konuya böyle değinmiştim. ) Oysa 2007 yılında Amerika Ürün Güvenilirliği Komisyon Raporu’na göre kayda geçmiş yoga sakatlanma sayısı 7.000 iken aynı yıl 100.000 kişi GOLF oynarken sakatlanmış. Nasıl başardılar, ben de anlamadım. Yoganın Amerika’lı hırsıyla yapılıyor olmasına rağmen 16 milyonda 7000 de oldukça küçük bir oran.
  1. En ilginç gerçeği sona sakladım. Çok şaşıracaksınız: Yoga “poz”lara değil, nefese dayanır. Çoğu asana için esneklik ve güç gerekse de nefesi doğru kullanmazsanız hiç bir şey yapamazsınız. Mesela bandha meselesine bakabilirsiniz. Daha da ilginci; Spiritual Science Research Foundation’ın araştırmasına göre, 10 yıl yoga yapan bir kişinin elde edebileceği maksimum zihinsel temizlik oranı %5 iken, sadece pranayama ile bu oranı 8 yılda %10’a çıkarabilirmişiz. Hatta sıkı durun; enerji bedenin temizlenme oranı salt yoga ile 10 yılda maksimum %7, pranayama ile sadece 8 yılda %30! Sonra, “vay efendim bu kadar yoga yapıyorum, bir şey değişmiyor”, “vay öyleymiş gibi davranıyorum ama enerji bedenim hep aynı hep aynı,” demeyin, nefesi ihmal etmeyin.

Yazdıklarımı okuyorsanız azıcık karşı çıkın, yorumlayın, sataşın, ne bileyim like’ları artırın, bir şey yapın yahu, oturmaya mı geldik?

girls-914823_1920

Bu yazılar ne iş?

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: